Menu Content/Inhalt
24 Temmuz 2008, Perşembe
ABHAZ-GÜRCÜ PROBLEMİNDE RUSYA'NIN VE ABD'NİN YAKLAŞIMLARI Yazdır E-Posta
31 Mart 2008, Pazartesi

Yine de, kanaatime göre, ABD ile Rusya kendi himayesindekilere dayanarak, Washington görece daha az olmakla birlikte- Gürcistan ile Abhazya arasında askeri çatışmaya yol açabilecek kışkırtmalara da karşı değiller.  Dr. Ruslan HARABUA

Gürcistan ile Abhazya arasındaki sorunu çözmeye yönelik konuda ABD ile Rusya arasındaki mevcut fikir ayrılığına ve jeopolitik çıkarlara rağmen, Washington, Rusya’nın anlaşmazlığın çözümünde büyük rol oynadığını kabul ediyor.

Bu bağlamda, kanaatimce çok önem arz eden bir olgu üzerinde durmak istiyorum. ABD Başkanı G-8’lerin Petersburg’daki Zirve’sinde düzenlediği basın toplantısında Gürcistan’ın NATO üyeliği konusuna değinirken, “yasanın üstünlüğüne ve pazar ekonomisine, demokrasiye, düşünce ve basın özgürlüğüne saygılı ülkelerin üyeliğinin NATO’nun ilgi alanında olduğunu ve Gürcistan’ın NATO’ya girmesinin söz konusu olmadığını” açıklamıştır. Bu açıklamayla Gürcistan için ABD’nin Rusya ile olan ilişkilerini bozmayacağı işaretini de vermiştir. Ancak yine de ABD Gürcistan’ın NATO’ya üye olması konusunda ısrarlıdır. Üstelik ABD, kanımca stratejik amaçlardan ziyade, politik düşüncelerden hareket etmektedir. Bunun amacı Batı kulübüne dâhil etme yoluyla Gürcistan’ın bağımsızlığını ve demokrasisini güçlendirmektir. Ancak NATO tüzüğünü henüz değiştirmiş değildir: o yine herhangi bir üyesine yapılan saldırının, üyelerin tümüne yapılan bir saldırı olarak sayıldığını kabul eden askeri bir ittifak niteliği taşımakta. Ve burada Rusya haklı olarak şu soruyu soracaktır: bütün bu ülkeler, Rusya’ya değilse, kime karşı birleşmektedir? 

Yine de bana göre, ABD, Gürcistan ile Rusya’nın bozulan karşılıklı ilişkilerinden yararlanacaktır, ABD en azından Rusya’nın Kafkasya bölgesinde tamamen yerleşmeyeceğinden emin oluncaya kadar bu faaliyetini sürdürecektir. Sırasıyla Rusya da muhtemelen Gürcistan’ı kontrolü altında tutamadığı ve Abhazya’yı kaybettiği takdirde,  sorunlu tarafların herhangi birine yönelik askeri faaliyetleri kışkırtmak için çabalayacaktır.  Bunun örneğini, biz 1992-1993 yılları arasında yaşadık.

SSCB’nin dağılması, Avrupa’nın büyümesi ve reel rekabet ortamının yaratılması, Washington’un henüz çok belirgin olmayan AB’yi koşulsuz destekleme politikasını sınırlayarak, değiştirmesine yol açmakta. Hiç şüphesiz ki, hem ABD hem AB,  Rusya’nın politik alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da hakimiyetini istemez.

Beyaz Saray bu aralar Avrupa entegrasyon sürecini, bilhassa askeri ve siyasi alandaki süreci zayıflatmak için çabalamakta olup,  onun dünya çapında büyük bir oyuncu olmasını istememektedir. ABD; kendileri ile ortak tarihi ve ortak değerleri bulunan istikrarlı bir müttefiki olmasına rağmen, yine de Avrupa’nın gelişmesinden yana değildir.

Onun çağdaş dünyada AB ve BDT ülkeleriyle karşılıklı ilişkiler kurma çabalarını gözlemleyerek, Washington’un kendi dış politika meselelerini çözerken yeni şekillenen Avrupa üzerinde yoğunlaştığına dikkat ederek, jeopolitik süreçler üzerindeki etkide yavaş bir biçimde değişikliklerin yaşandığını ve Avrupa’nın rolünün azaldığını belirtmek mümkündür.

ABD zaman geçtikçe, kendi ürettiği ve benimsediği etki mekanizmasından aktif olarak yararlanmaktadır. Bünyesindeki yeni üyelerin sayısının çoğalması sebebiyle, AB gittikçe Beyaz Saray’ın çıkarlarına daha çok uymaktadır. Washington; kendine göre gelecekte BDT alanındaki ABD planlarını gerçekleştirmek için iskelet işlemi görecek olan bazı ülkeler, bilhassa BDT ülkeleri arasında meydana gelecek olan herhangi bir oluşuma büyük destek vermektedir.

Bu bağlamda, üyelerinin Rusya’nın olağanüstü rolünden memnun olmadıklarını gizlemedikleri GUAM akıllara gelmektedir. Washington’a göre, üyelerin GUAM bünyesinde barışçıl güç oluşumu hakkındaki açıklamaları, gelecekte Rusya’nın barışçıl misyonunu azaltma arzusundan başka bir şey değildir.  

Belirtmeliyiz ki, Washington eski müttefikleriyle karşılıklı ilişkiler,  Avrupa’ya enerji nakli gibi konularda her ülkenin önceliklerini kendisinin tayin etmesi, ulusal güvenlik alanında kendi hesabını kendisinin yapması gerektiğini düşünmektedir. ABD bu yaklaşımıyla konuyla ilgili olarak Avrupa ülkelerinin kendi problemlerini kendilerinin halledeceklerini ifade etmeye çalışmaktadır. Söz konusu durumda, “hepimizi birimiz, birimiz hepimiz için” prensibi geçersizdir.

ABD ile dış politika ilişkilerini stratejik ortak olarak sürdürmekte olan Avrupa ve NATO, Washington tarafından,  daha ziyade askeri ve siyasi bir ittifak, BDT’nin bazı üyelerini askeri alandaki karşılıklı ilişkilere çeken, eğiten ve ayrıca ilişkileri geliştiren bir ittifak olarak değerlendirilmekte.

“Yaşlı” Avrupa temsilcileri, gözlemci rolüyle barışmaya henüz hazır değildir. Son zamana kadar AB’ye üye olmak için can atan Gürcistan’ın, sonunda esas yol olarak NATO’yla entegre yolunu seçtiğini belirtmek gerekir. AB de şimdilik Gürcistan’ı kendi bünyesine almaya hazır değildir. AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın beyan ettiği üzere, AB şimdilik Ukrayna gibi, Gürcistan’a da üyelik konusunda herhangi bir teklifte bulunmayacaktır. 

Avrupa elitlerinin gözünde, Gürcistan’ın NATO üyeliği, dikkat çekici bir alternatif olacaktır. Mevcut durumda Gürcistan açısından NATO, AB’ye götüren değil, onun yerini alan bir unsur konumundadır. Ancak Fransa Devlet Başkanı son zamanlarda yapmış olduğu açıklamasında NATO üyelerinin sayısını çoğaltma sürecinin durdurulması gerektiğini dile getirmiştir.

ABD’nin, Gürcistan’ı bir NATO üyesi sıfatıyla görme arzusunu gizlemediğini dikkate alırsak, Beyaz Saray, çıkarlarına uygun müttefik ülkelerle ilişkilerini belirgin bir biçimde kuruyor. Gürcistan, Kafkasya’da ABD’nin kendi dış siyasi önceliklerini gerçekleştirmede büyük rol oynayan bir ülkedir. Washington için Gürcistan, enerji naklinde istikrar sağlayabilen bir coğrafyadır. NATO’ya üye olduğu takdirde Gürcistan Rusya’nın jeopolitik etkisinden korunmuş olacaktır. Dolayısıyla ABD, Gürcistan’ın bir an önce NATO üyesi olması için çabalarını yoğunlaştıracaktır.

Ancak Gürcistan ile Abhazya’nın ilişkilerindeki çözümsüzlük, barış gücünün getirilmesi, ayrıca bir takım meseleler, üyeliği ciddi bir biçimde engellemektedir. Washington çözüm sürecini mümkün olduğu kadar barışçıl yollarla hızlandırmak üzere çaba sarf edecektir. ABD, Gürcistan ile Abhazya arasındaki anlaşmazlığın barışçıl yollarla çözülmesinden yanadır, çünkü bu mesele enerji güzergâhı güvenliğinin gelecekteki durumuyla ve Gürcistan’ın NATO üyeliğiyle doğrudan bağlıdır. Ancak, Gürcistan’ın bu ve diğer durumları gözler önünde bulundurarak ve bir BDT üyesi olarak, başka çözüm yollarının bulunduğunu da unutmaması gerekir. Anlaşmazlıkların artması, gelecekte askeri harekâtlara yol açabilir.

Sırasıyla Rusya da tüm yükümlülüklerinden kurtulacaktır ve ardından askeri birliklerini artık bir barış gücü olarak değil, Abhazya’yı korumak için sadece ülke yönetiminin daveti üzerine ülkeye yollayarak, onu bağımsız bir devlet olarak tanıyabilir. Ancak olayların bu şekilde gelişmesi, pek mümkün görünmeyen bir olasılıktır, çünkü Gürcistan BDT’den çıkma konusunda aceleci değildir.

Biz endişelerimizi dile getirmede cesur olmalıyız ve çekinmemeliyiz. Ne yazık ki Rusya kendi içerisinde olduğu gibi, dışarıda da birçok siyasal sürece bağlıdır. Rusya bugün taraflardan birinden yana olabilir, yarınsa rahat bir şekilde fikrini değiştirebilir. Bu noktadan hareketle, Rusya’nın çıkarlarına dikkat ederek, geleceğimizin güvenliğini sağlamak için her şeyden önce biz geçmişi unutmamalıyız, mevcut durumu ise göz önünde bulundurmalıyız.
______________________________________
 Dr. Ruslan HARABUA (Tasam)
Çeviren: Dr. Almagül İSİNA 26/03/2008
(BDT Ülkeleri Araştırma Enstitüsü Kafkasya masası, başuzman- Rusya)

 

 
< Önceki   Sonraki >